DÜZENSİZ

Düzensiz Fanzin Blog.. iletişim >> dznsz@yahoo.com

6.30.2006

Erosun Kayıp İzleri

Bir zaman önce, kurban bayramını kurban edip, ölü şairleri heyecanlandıran bir gece geçmişti; mazide. Nesneleşmeyi aşan, kutsanası bir gece. Günler döndü, coğrafya ayrıldı, topografyası uzak kaldı. Sonra nette sürdü sohbet; tenin tene değişindeki ürpertiden uzakta, tekinsizce.
Gözlerini hiç bağladılar mı?
Hayır.”
Ellerini?
Hayır.
Ya ayaklarını?
- Hayır.
Gece yarısı seni bağlayabilir ve saatlerce buzda beklettiğim bıçağımı vücudunda gezdirebilirim.
Şu an avuçlarım kasıklarımda ama gelemem, sen gel!
Gelemem.
!!!
Ne olacak?
Her gece Bodrum da alkole boyanıp hiçliğin hüzün denizinde ertesi sabah hatırlayamayacağım eylemlere girişeceğim.
Tarih özgürlük bilincindeki ilerlemedir, demişti Hegel.
Zaten o yüzden tarih öncesi çağlarda değil miyiz?
Öyleyiz ama kişinin doğası yoktur, tarihi vardır, demişti Ortega y Gasset. Geceler kutsanmalı kişisel tarihte izler bırakmalı, oysa..
Amnezinin güvenli ikliminde huzur arıyorum. Dün gece düşümde seni gördüm; uykudan uyanıyorsun tüm bedenin kurbağa ile kaplı. Gözlerin hala kapalı, bilmiyorsun. Yarım kalan düşle ilintili, elin uyluklarına gidiyor. Gözlerini açıyorsun, ellerinle penisinin arası 10 kurbağa cesedi ile kaplı.
Leziz cesetler mi?
Bilmiyorum uyanıyorum, apış aram ıslak, heyecanlanıyorum. Sen düş gördün mü?
Uyku ile uyanıklık arası bir ara bölgede, dev bir teras üzerinde bir biçer-döver ağır aksak ilerliyor, bense tanrı gibi yukarıda gözlemciyim. Kamera-gözüm terasın ilerisindeki beyaz güvercin sürüsüne takılıyor. Dondurulmuş gibi oldukları yere sabitlenmişler. Biçer-döver gürültü ile ilerliyor. Kuşlar hala donmuş zamanda beklemekte. Makine ilerliyor, bende yukarıda bir yerlerde “ hadi, uçun” diyorum, uçamıyorlar. Az sonra biçer-döver tuşların üzerinde, hiç kımıldamıyorlar. Kesme üstüne, bindirme çekim. Binanın tepesinden kana bulanmış tek bir kuş tüyü ağır ağır boşlukta dönmekte. Tüy usulca 3. katın balkonundaki sallanan koltukta oturan kızın omzuna ilişiyor. Sarı tek parça gecelikli kızın sutyeni yok, siyah kilodu ise sarı elbisenin üzerinden seçilmekte. Sanki, çok doğal bir gelişme gibi tüyü eline alıp retinasına zoomlayıp inceliyor. Sanki, varoluş sırrı tüyde saklıymış gibi. Tüy parmakları arasından kayıp göbeğinin yakın bir yerine düşüyor. Parmakları istem dişi bir refleks ile kasıklarına kayıyor. Ardından yoğun bir kaşıntı nöbeti. Tüylerdeki kaşıntı kaşındıkça artıyor. Tüylerini çekip bırakıyor, çekiştiriyor, ne fayda. Geceliğini kaldırıyor, tüylerinin yerinde koca büyücek bir örümcek…
Sonra!
Geri dönüş, düşüş. Ayılmak için soğuk kolanın içine iki tatlı kaşığı nescafé klasik boşaltıp dikiyorum. Radyoyu açıyorum “ you and whose army” çalıyor. Toparlanmaya çalışıyorum. Ardından nette seninle sohbetteyim.
Gelmeyeceksin! Ben yine alkole boğulacağım, ertesi sabah unutulacak kabuslara dalacağım. Her şey anlamsızca. Düz beni.
Her şey sadece hiç, her zaman ki gibi. Kişisel tarihin içinde yada yitik ara bölgede. Belki bir gün başka bir rastlantıda. Bye!!
“ Bye!!”
PERŞEMBE
(03.08.2005 – Küçükpark / Bornova)

0 Comments:

Yorum Gönder

<< Home