DÜZENSİZ

Düzensiz Fanzin Blog.. iletişim >> dznsz@yahoo.com

6.18.2006

Rastlantısal bir anı kaçırma denemesi..

Gözümü açtığımda yine paranoyak kentteyim. Artık tanıdık hale gelen görüntüsü içinde inanılmaz, anlam verilemeyen paradoksal dönüşümleriyle…
Az ilerdeki mermer aslan başlarıyla süslenmiş bu büyücek havuzlu parkı, daha önce de gördüğümü anımsıyorum. Sakin, ıssız bir parktı önceki, oysa şu anki görünümü çok farklı. Her biri dörder şeritli yolları kavuşturan bir kavşağın ortasındaydı. Deneyimlerimden şerbetliyim, paranoyak kentin keşmekeşine girmek önlenemez bir hatadır.
Uyanana dek geçecek süreyi parkta geçirmek için yola koyuldum. Kulağıma usulca çalınan bir gitarın ezgisi geliyordu, yere doğru süzülen bir kuş tüyü gibi. Parkın tek misafiri olan, sırtı dönük şarkı söyleyen kadının siyah, sonsuzluğa doğru uzanan saçları görebiliyordum. Bir de bankın kenarında bekleyen terliklerinin yanındaki küçük, çıplak ayakları…
Sesi kilise korosundaki küçük kızların tınısını anımsatıyordu, belki bir sopranoydu. Bir kaos gibi, bitmez tükenmez trafik akışının tam ortasında, gitar eşliğinde bir düşe benzeyen şarkısını söylüyordu.. Sesi havuzun şırıltısı ile birleşip parkı dış çevresinden soyutlanmış mistik bir bahçeye çeviriyordu,

Terliklerini giymelisin
Şafağa doğru yürümek için…

Sessizce yanındaki banka çöküp, hipnotize edilmiş gibi sesine, ezgisine teslim oldum. Yüzü de sesi gibi hazindi… Gizlenmiş bir hüznün delilleri... Gördüklerim ve ben, o derin iç uzayda kaybolmaya razıydık şimdiden…
Şarkısı bitince, sesini, yüzünü ve tüm parkı işgal eden tüm o hüznü dağıtıp ay gibi büyüyen bir gülümseyiş yerleşti yüzüne. Hayatımda hiç bu kadar içten olanını görmemiştim gülüşün. Olabildiğince gerçek bir gülümseyişle eşlik ettim ona.
Yanındaki irice mağaza çantasını karıştırmaya başladı, çıkarttığı viski şişesini açıp, bana uzattı. Konuşmadan, birer yudum aldık şişeden. Arada o güzel gülüşü ile bana bakarken, ben sonsuza uzanan saçlarının siyahında kaybolmuştum sanki, kendimi o karanlıktan alamıyordum. Söze girmek, teşekkür etmek gerekliydi ama nasıl başlayacağımı bilmiyordum. Anlar gibiydi, beni kurtarmak ister gibi sözü aldı…

-Adım Silvia Sadassa
-Ben de Perşembe, Refik ya da Rıfat bilmiyorum, tam olarak...
-Ben size Perşembe diyeceğim
-İsminizi telafuz etmek zor, bağışlayın beni ama size Rüzgarın Kızı desem...
-Tabii Perşembe, nasıl istersen…
-Şizofreni değil mi bu…Bu kent, her misafirliğimde bana tuhaf oyunlar oynar. Bir tür yenik düşüş belki de..
-Kırıklarımızla, yaralarımızla, hastalıklarımızla, düşlerimizle...Bütün olarak sevmeliyiz bedenimizi ve ruhumuzu. İnsan karmaşık bir tamlık aslında...
-Karma gibi, Rüzgarın Kızı...
-O kadar uzak değil Perşembe, Hayam ya da Hallac’a kadar kollarını açman yeter…

Sonra, ezberden bir Desnos şiiri okudu bana; okyanus ve deniz kabuklarının uğultusunu taşıyan . Sesi bir sel gibi alıp götürdü beni, rüzgarın bir parçası yaptı, paranoyak kentimde.
Şişe birkaç kez daha döndü, dilim döndüğünce eşlik edebildim bilge sohbetine. O konuştukça geçmişim ve onun gizlediği sayısız isimde Ben’lerle karşılaştım.Güzel bir romanda yazıldığı gibiydi. ‘ Bellek ya da gerçek kimliğimizin farkına varmak, fazlaca acı doluydu’. Rüzgarın kızı konuştukça görülmez bir el pansuman yapıyor, açık yaralarım kabuk bağlıyordu.
Birden ortalık tamamen sessizleşti, trafik onca keşmekeşi ile bizi başbaşa bırakıp gitmişti. Devasa, loş asfaltların hüznü, Silvia’nın sesine eşlik edip, paranoyak kenti bir melankolik kente çevirmişti ve sanki gelen veda saatiydi..

-Zamanı gelince, beni denize atacaksın. Şimdiden üzülme, bu olacak kader gibi sessizce. O kıza da selam söyle…

Görüntüsü kayboldu aniden, bir serap gibi… Park bir anda etrafımda dönmeye başladı, yerlerinden kopan aslan başları üzerime üzerime geliyordu. Gözlerim kamaştı değişimlerin karmaşasından, baş dönmesi…
Yatak odamdaki De Chirico tablosu, yeniden açtığımda bana gülümsüyordu sanki. Akşam açık unuttuğum radyoda Beth Gibbons’un “Tom The Model” türküsü bitmek üzereydi.
Az sonra söze giren spiker, Phil ve Jane için Silvia Sadassa söylüyor..’ diye söze girdi. Ardından, beni hüzne boğan artık tanıdık, bir gitar sesi…Phil ve Jane ‘i tanımıyor ama seviyordum şimdi….

Terliklerini giymelisin,
Şafağa doğru yürümek için…..


Perşembe

0 Comments:

Yorum Gönder

<< Home