DÜZENSİZ

Düzensiz Fanzin Blog.. iletişim >> dznsz@yahoo.com

7.18.2006

düş metni..

sokak, insanlar var tek tük ve hiç biri kafasınıkaldırıp bana bakmıyor nedense. günün rengi bir tuhaf,herşey gri gibi, sarıya çalan bir gri, insanlarbinalar, yol, gökyüzü ve yolun ortasında duranayakkabı. ha!? evet ya! bu ayakkabı ondan düştü, o,kovaladığım kişi, onu hiç görmedim, neye benzediğinibilmiyorum, sadece kovaladığımı biliyorum. ayakkabı,ona bakmalı, eğilip alayım, ondan bir iz, en azındanayakkabı giyiyormuş. elime alıyorum, ancak ağır, böylebir ayakkabının olamayacağı kadar ağır. demek bundandolayı ağırmış.ayağıyla beraber bırakmış ayakkabısını ve hiç kan yok.başka bir gün, yo hayır, aynı gün, yoksa değil mi? benhala burda duruyorum, binalar yerinde duruyorlar, aynıbinalar ve sokak, gökyüzü? bu sarı renk neredengeliyor? sarı, heryer, herşey sarı, öyle sonbaharsarısı gibi değil, daha çok yazın kavurduğu çimenlergibi sarı. ama insanlar yok? neredeler? ayrıcaayakkabıda yok olmuş, sağ ayağıyla beraber. karşıdanparlak birşey yaklaşıyor, epeyde hızlı, ilginçbir şey, havada süzülüyor. şimdi daha iyiseçebiliyorum şu parlak şeyi, uçan parlak metalikrenkli bir iki mertelik yassı bir deniz kabuğu.nedense önümde durdu. alt tarafından birşeylerçıkıyor, uçaklardaki gibi bir merdivenmiş, insanlariniyorlar, bunun içine nasıl sığdılar acaba?geldiler, iki kişiler, yok üç de olabilirler, ancakbir kişi değiller. benim binmemi istiyorlar ve çoktaaceleciler, apar topar gidiyoruz merdivenin önüne ilkben vardım ve acaba bu kadarcık ufak bir merdivendennasıl çıkılacağını düşünmeme fırsat kalmadan merdiveneayağımı koydum ve bindim, içerisi dardı, nasılsığıyorlar ve acaba nasıl rahat ediyorlar bu daracıkyerde. dılarısı içeriden görülebiliyordu, hareketetmeye başladık, gerçekten hızlıymış.bir, iki, üç kez ışık parladı, beyaz bir dumangökyüzüne yükselmeye başladı, ışık zayıfladıkçabulutun siyahı beyazı keskin bir şekilde belli oluyor,bulut yükseliyor, bulutun üstü altına göre daha genişoldu, tıpkı bir mantara benzedi, tıpkı büyüyen birmantar gibi, sanırım dünyanın tümü gübre olsaydı bukadar büyük mantarlar yetişebilirdi.başka bir gün mü değil mi bilmiyorum artık, ya dabugünün, zamanın bir önemi mi var ki? burda duruyorum, bu şeyin içinde. bu şeye de olaylar dersem,bir takım olayların içerisindeyim ve böyle bir durumdazamanın bir önemi mi var ki? bir olaydayım, başlangıcıdün olsa, bugünüde yarını olsa onun, ya da beş yüzmilyon yıl sonrası olsa, fark edecek miydi ki? benhala olayların içindeyim, daha oradan oraya gitmemgerekiyor galiba.bir baraka var hemen önümde, dışarıya yapılan köytuvaletleri gibi, ufak, köhne bir şey. arkasında dagünün renginde olan sararmış yahut solmuş bir buğdaytarlası herşey gibi o da sapsarı uzanıyor önümde,onunda arkasında bir bina var ve ben oraya doğrugidiyorum. dikdörtgen bir bina bunu yapan adamdasanırım yaptığı bina gibi tuğladan ve çimentodanyapılmış olmalı ki ne bir balkonu var binanın ne deher hangi göze hoş gelecek birşeyi, iğrenç, okulbinası gibi soğuk. ben çoktan içeri girdim, hatta üstkatlardan birine bile çıktım, birini gördüm, konuştum.sanki beni gördüğüne mutlu olmuştu, sevinçli bir halivardı. böyle bir yerde nasıl sevinçli olabiliyorbilmiyorum. sonra beni gönderdi, sanırım yorgunolabileceğimi söyledi, bende bir odaya gittim oda dabina gibiydi, dikdörtgen. içi boş sayılırdı, biryatak, bir sandalye ve bir de televizyon vardı. bendeyattım.gözümü açtığımda bir yere doğru gidiyordum ve arkamdada erkekli kadınlı altı yedi kişilik bir grupgeliyordu. etraf yıkılmıştı, şu an yıkık bir körününkalıntılarının arasında ilerliyorum, aslında her yeryıkılmış, ayakta kalan tek şey bizlerdik ve yürüyordukama bilmiyorum nereye, sanırım oraya vardığımızdaöğreneceğiz. artık bugün mü yarın mı diye sormuyorum kendime, çünküalıştım buna, herşey göz kırpmak gibi oluyor. gözünükırpıyorsun, hop oradasın bir şeyleryapıyorsun. sonra bir daha kırpıyorsun hoop başka biryerdesin. şimdi de geldiğim yerde yeniden yapılmışbinalar var, tanıdık geliyorlar ancak bir o kadardayabancılar, sanki çok iyi bildiğin bir yeri, biri şakaolsun diye, orada olan şeylerin yerini değiştirmişgibi ve insanlar var, epeyce var, umursamazgörünüyorlar, ya da sadece kendi yaptıklarınıumursuyorlar da başka birşey onları ilgilendirmiyorgibiler. aslında, umursamaz değiller galiba,hallerinde bir telaş var, bir kaç kişi bir binayagiriyor, bir başkaları başka binalara, öbürleri çıkıpfarklı bir binaya gidiyorlar, ellerinde kağıtlar varve hep telaşlılar, bir durup soluk aldıklarınıhatırlamıyorum, hayatlarını böyle geçiriyorlar galiba.burası hiç değişmemiş, aynı kalmış. insalar otobüsteniniyorlar, bir araba sokağın köşesinde döndü şağıyainiyor, bir diğeri yukarıdan geliyor. insalar aynıgelip giden insalar gibiler öyle pek anlatılacakyanları yoklar, güleni, acele edeni, oyalananı felan okadar. ancak sadece birisi gökyüzüne bakıyor.yıldızlara bakıyor, şehir ışıklarından tek tükgörülebilen, eskiden gece adı gibi gece olduğuzamanlarda, bakıldığında güzel olan, şimdi ise hayatıboyunca ezilmiş bir insanın, ecel zamanındakigözlerinde olan o zayıf parıltı gibi parlayanyıldızlara bakıyordu. yıldızlardan biri yayından çıktımor bir ışıkla kaydı gitti, sonra başka biri mavirenke, bir diğeri farklı bir renkte ta ki hepsigökyüzünü renkler cümbüşüne boyayarak kaymayabaşlayarak...o arada diğer insanlarda gitmeye başlayan yıldızlarıfark ettiler ve bir telaş aldı hepsini, kaçmayabaşladılar. otobüsler, arabalar birden değiştiler vebirer uzay şeysine dönüştüler, hepsi bir biri ardınayeryüzünden ayrılıyordu, birileri benide yakaladı, birarabamsı şeye bindirdiler. bu arabanın içinde kiherkes korkmuştu, sızlanıyorlardı....göğü bomboş bırakıp terk edene kadar. ve artıkışıklar onları yok etmeden önce onlar gitmişlerdi.arabanın içinde tüm sızlanmaların arasında,bir daha onları göremeyeceğim diye sadece bir kişitasa etti. ve tüm o konuşma dedikleri laflargürültüsünde cılız bir artık hiç bir şeyinönemi yok...
Ali Kartal

0 Comments:

Yorum Gönder

<< Home